Borges’teki Rüyam
Borges’i görüyorum. Üzerinde bej pardösü, arkaya taranmış ak saçları ve o dik duruşuyla rüyamda. Ne bir ses ne de bir konuşma. Borges, orada, rüyamda.
Mezarlıktayım, siyah otomobiller dizilmiş yolun bir tarafına. Kadınlar da siyah giyinmişler oldukça süslü, şık ve bakımlılar. Siyah saçları omzuna düşen genç bir kız uzun uzun bakıyor yolun karşısındaki genç adama. Havalı, hoş bir genç adam, eliyle saçlarını geriye atıyor ve kıza bakıyor, kız da ona. Başka bir genç adam geliyor kızın yanına. Bu adam da hoş ama daha kaba saba davranıyor. Tabancasını çıkartıyor ve yolun karşısındaki diğer adama doğrultuyor. Nereden geldiğini anlayamadığım bir tabloyla adam ölümden gizleniyor ve aynı tablonun bir benzerini taşıyan başka birisi ortaya çıkıyor. Eli tetikte bekleyen adam, hangi resmin arkasında hangi adam var bilemiyor, aklı karışıyor, seçemiyor, silahı havada kalıyor. Ve sonra tablonun arkasına gizlenmiş olan o genç adam ben oluyorum. Yanımdakinden ‘hadi kaç git’ sözünü işitince yolun aşağısındaki koruluğa doğru koşuyorum. Tek katlı bir ev karşıma çıkıyor. Bu evin Borges’le bir bağı varmış, orada kalırmış. İçerden biri sesleniyor. Elindeki resimlerle evin kapısında, yanına gidiyorum. Kapının önünde bana Borges’in yaptığı resimleri gösteriyor. Bir tanesi çok güzel, sarışın, zayıf, altmış yaşlarında bir kadının portresi, üzerinde siyah bir elbiseyle resmedilmiş. Diğer resimde balığa çıkmış adamlar, teknedeler. Renkli çiçekler boyamış Borges. Hiç haberim yoktu onun resim yaptığından, meğer ressammış da. Elimde üç resim, çerçevesiz. Resimdeki siyah elbiseli kadın bahçede, eve bakıyor, telaşlı. Resmi ona vermemek için ortasından yırtıyorum, kadın öfkeden deliriyor. Eve giriyorum. Beni yaşlı bir kadın gezdiriyor. Bu evin en güzel yeri banyosu diyor. Banyo kapısındayım. Dört bir yanı soluk taşlarla çevrili, bir tek kurna dışında boş, soğuk, darlığını ve uzunluğunu garipsiyorum. Kadın hâlâ ısrarcı en güzel yer burasıymış, bana banyonun balkonunu gösteriyor, dökük, küçük bir şey ama harika bir manzaraya sahip. Geceyi yüksek binalar aydınlatıyor, nefesim tutuluyor. Buenos Aires
garip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
garip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12/04/2011
10/14/2011
Gazete Okumak ve TV'de Haber İzlemek

Gazete Okumak ve TV'de Haber İzlemek
Eskiden gazete okumak insanı kültürlü yapardı, haberleri izlemek ufuk açardı ama bu durum değişti. Şimdi haber izlemek, gazete okumak insanı paranoyak yapıyor. Onları takip ederken derinizden içeri iri bir kurt giriyor sanki. Orada içinizin bir yerinde hırt hırt yiyor sizi, korkuyla bitiriyor, beyninizi kemiriyor, yeniyor sizi.
Bir sayfa dolsun, bir sütun boş kalmasın, dikkat çeksin mantığıyla sapkın bir başlık ve onun altında ise enayiliğini insanın yüzüne tüküren içerik veya televizyonda haber saati dolsun diye düzmece reklam kokan, insanı tokatlayan, ezen, küçülten... Bu aşıyı vurulmazsanız virüs sizi maymuna çevirecek. Şundan bundan sakın yemeyin gulyabaniye dönüşürsünüz. Gazozunu kendi açanlardan mısınız yoksa gazozunu başkasına kaptıranlardan mısınız ya da hayatı boyunca hiç oyuncağı olmayıp gazoz kapağı biriktiren çocuklardan mısınız? Acı değil mi? Aaa hiç üzülmeyin hemen bankamıza gelin, size iki kuruş verir sevindiririz, sonra elinizde avucunuzda bir şeyiniz kalmaz, hafif hafif gezersiniz beş parasız. İşsizlik şimdi çok moda haberiniz yok mu aaaa? Aman üzüldüğün bu mu hemen şu haplardan yut, incecik mezara giriver. Güzel olan makbul, estetik ameliyatlar pahalı, hem senin istediğin değişiklik değil mi, söyle kocan Ahmet'e akşam burnunu kırıversin, yanaklara da sıkı iki tokat, alsana estetik operasyon. Güzelim, zaten sosyete estetiğinde varılan en son nokta o hal oluyor. Her şey hasta ediyor, her şey... Kızamıyorsunuz hiç kimseye, yadırgamıyorsunuz onu bunu yapanı. Kurt bu, yer bitirir adamı...
3/01/2010
Aşk-ı Mevzuu ile Bir Garip Leke
25 Mayıs 1876 Perşembe, öğleden sonra üç suları Üsküdar
Boşuna üzmeyin efendim kendinizi, bakın geliyor işte, geliyor efendim. Yalnız, maalesef öyle, hayır arkasında kimse yok, yalnız efendim, bahçe kapısından şimdi içeri girdi. Peki efendim, hemen kapıyı açıyorum.
Ekrem Ziya Paşa sizinle önemli bir mevzuu hakkında konuşacaklarmış efendim. Buyurun Osman Hamdi Bey sizi bekliyor.
Hangi cüretle! Yazık size! Bir de utanmadan evime kadar geliyorsunuz. Bu yüzsüzlük, evet yüzsüzlük başka bir şey değil. Anlatmayın anlatmayın. Yalan dolanla işim olmaz benim. Durun bir dakika! Belki… Hayır! Bu sizin yaptığınız bağışlanamaz. İzah mı? Namuslu adam bunu yapmaz efendim yapmaz. Gitmeyin, durun bir dakika bekleyin. Belki… Olmaz mı olmaz ama ya olursa? Bir teklifim var. Nalân Hanım. Evet, ablanız Nalân Hanım. Acaba diyorum… Anlayın işte. Hem suçlusunuz hem de kızgın, öfkelenmeyin efendim. Ahlaksızlık mı? Ben, kapıda kalmış ablanızın iyiliğini düşünmüştüm... Sizin hepten gözünüz dönmüş. Bakın, diyorum ki ablanıza bir çıtlatsanız. Tamam, sizin için umut olmayabilir, ama o garibin suçu ne? Birbirimize hakaret ederek bir yere varamayız efendim varamayız. Bir konuşsanız, gönlünü çelseniz diyorum, belki o zaman sizin üzerinizdeki leke de siliniverir, bakarsınız eskisinden de güzel günler sizin olur. Ne diyorsunuz, kabul ediyor musunuz? Cevap verin, kabul ediyor musunuz?
Boşuna üzmeyin efendim kendinizi, bakın geliyor işte, geliyor efendim. Yalnız, maalesef öyle, hayır arkasında kimse yok, yalnız efendim, bahçe kapısından şimdi içeri girdi. Peki efendim, hemen kapıyı açıyorum.
Ekrem Ziya Paşa sizinle önemli bir mevzuu hakkında konuşacaklarmış efendim. Buyurun Osman Hamdi Bey sizi bekliyor.
Hangi cüretle! Yazık size! Bir de utanmadan evime kadar geliyorsunuz. Bu yüzsüzlük, evet yüzsüzlük başka bir şey değil. Anlatmayın anlatmayın. Yalan dolanla işim olmaz benim. Durun bir dakika! Belki… Hayır! Bu sizin yaptığınız bağışlanamaz. İzah mı? Namuslu adam bunu yapmaz efendim yapmaz. Gitmeyin, durun bir dakika bekleyin. Belki… Olmaz mı olmaz ama ya olursa? Bir teklifim var. Nalân Hanım. Evet, ablanız Nalân Hanım. Acaba diyorum… Anlayın işte. Hem suçlusunuz hem de kızgın, öfkelenmeyin efendim. Ahlaksızlık mı? Ben, kapıda kalmış ablanızın iyiliğini düşünmüştüm... Sizin hepten gözünüz dönmüş. Bakın, diyorum ki ablanıza bir çıtlatsanız. Tamam, sizin için umut olmayabilir, ama o garibin suçu ne? Birbirimize hakaret ederek bir yere varamayız efendim varamayız. Bir konuşsanız, gönlünü çelseniz diyorum, belki o zaman sizin üzerinizdeki leke de siliniverir, bakarsınız eskisinden de güzel günler sizin olur. Ne diyorsunuz, kabul ediyor musunuz? Cevap verin, kabul ediyor musunuz?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)