9/25/2015
Babasız ve Aşksız
Y Kromozomu
Bitti. Y kromozomu hep eksikti, yarımdı, tamamlanmamıştı. Ve Y'den kurtulmak güçtür. İlanlar gibi... Köşe başları gibi... Mütemadiyen karşına çıkan Y. Üzülme derler ya üzül, üz... Kelimelerin içine ne çok anlam gizlenmiştir en baştan son harfe gelinceye kadar. Kendini yenebilir misin? Kendini övebilirsin... Tüm yazdıklarını başkalarının okumasına fırsat vermeden yakabilir miydin? Öyle çok bilmediğimiz şey var ki... Öyle çok ki, bunlar zamanı durdurabilir. Yırtılmış, yakılmış öyle çok sayfa var ki, bunlar tarihin akışını değiştirebilir. Ve sen kendini yerlere göklere sığdırırken, bir kartalın yemeği olmak gibi, ölüm. Bir türlü içinden çıkamadığını ileri sürdüğün duyguların gibi, ölüm. Bitti Y kromozomu. Arkanı dön ve git, istenmiyorsun artık, kapı açık, arkana bakmadan git. Yangından kaçarcasına koşarak uzaklaş aşktan.
B Sendromu
Ta en başta kandırdım seni. Sen de inandın. Oynadım senle. Ve sen başına ne dertler açtın hırsın uğruna. Koca canavarı öldürdün prensesin aşkına. Bu seni muhterem bir şahıs yaptı, ama prensesin kalbini kazanamadın. O senden korktu ve kaçtı. Tıpkı zaman zaman senin kendinden korkup kaçtığın gibi. O seni o halinle, o gerçeğinle gördü hep. Ne büyük ıstıraptır babasız ve aşksız nefes almak. Fakat B sendromu böyledir; babasız ve aşksız. Asil kahramanın yaşaması ile yaşamaması arasında ne fark var? Yeraltından yeryüzüne çıkmıştı prensesle birlikte. Ait olduğu yer karanlıktı. Ve yine oraya döneceksin. Kim bir canavarı öldürebilir? İçi karanlıkla dolu biri. Sadece aşk... Sonsuz bir lanet. Babasız ve aşksız. Kırık bir daldan farksız. Yeraltına git, kendi mezarına, kimse uyandırmasın seni uykundan ve sen karanlığının içinden hiç ayrılma. Prenses seni sevemedi, karanlığı, ölümü, o mabedini sevemedi. Babasızlık ile aşksızlık aynı şey, bir, bütün, kopmaz, ayrışmaz ikili. İkisi de karanlık çünkü. Ne babasızlık, ne aşksızlık ne de karanlık prenseste mevcut, yüzünü karanlığına dön ve bir daha arkana dönüp bakmadan git. Bu kara masal ne zaman başladıysa, ta en başta sen nereye gömüldüysen oraya git. Mezarının başında yitirdiğini anla. Belki kendin için ağlarsın da.
4/26/2015
Günün Realitesi
Üzerinde yazı olan tişörtleri hiç sevmem, fakat buradaki yazı hoşuma gitti ve aldım, şöyle diyor i should have been an artist... Tişörtü kim tasarladıysa gayet açık bir mesaj vermiş, evet bu devirde kimse art değil artist değil. Günün realitesi bu. Ben yine de ressamlara portre yaptırın derim, güzel ve köklü bir gelenektir, sanata çok şey katmıştır maddi manevi, çocuklarınıza kalır onlardan torunlarınıza. Çünkü bu dijital dünya bir süre sonra çökebilir, tüm fotoğraflar havaya karışabilir.
Bu da bahar hediyesi... Bebek mavisi.. Gök mavisi...
4/24/2015
ve ben gözlerimle...
bir şey söyleyeyim mi, hayat sen çok gerginsin ve bu halin hoşuma gitmiyor
huzursuzluğunla çevrene diz çöktürtebilirsin sevmekten bahsederek
Sevmek biraz sancılı bir şeyse, mesele, dava haline gelmişse
arzuları çok güçlüdür, arzular insanı en tepeye çıkartır oradan aşağı iter
baş ağlarından kendini ölecek sanırsın
yaşamak dev bir örümcektir
ve ben gözlerimle 1970'li yıllarda nefes alan bir kadın gibi hayata bakarken duru, içten
yaşamak güzel
insanlar birbirlerine kötülük etmekte ısrar etseler de
en çok da kendilerine
güzel, yaratılmış her şey çok çok güzel
kendimdeki bu suskunluğu seviyorum fotoğraftaki gibi
suskun olmam düşünmediğim anlamına gelmez
ve düşünmekten yaşamaya vakit bulamayanlardan da değilim
koskoca evrende insan ne ki, insanlık tarihi ne ki
Geriye tek bir iz kalmadan bitecek tüm bunlar, önce mezarları otlar süsleyecek
binlerce yıl sonra bugün olup bitenler yeryüzünden tamamen silinecek
dünya ölecek, güneş ölecek
ve kimse bana şimdiden daha değerli bir makam olduğunu söylemesin
Ben buradayım, evrenin merkezinde, zamanların zamanında
Gözlerim, bakışlarım, bu fotoğrafım 1970'li yılları anımsatsa da 2015'in baharından kalma.
3/26/2015
Charles Baudelaire'den Kusursuz Flaneur Tanımı
Nasıl ki kuş havada, balık suda yaşarsa, o da
kalabalıklarda var olur. Aşkı, işi, gücü kalabalıklardır.
Kusursuz flaneur için, tutkulu gözlemci için, ahalinin
tam orta yerini, hareketin gel-git noktasını, gelip
geçici ile sonsuzun arasını mesken tutmak müthiş bir keyiftir.
Evden uzak kalmak ama her yerde evinde hissetmek; dünyanın
merkezinde olmak, dünyayı gözlemek ama dünyadan saklı kalmak...
Charles Baudelaire
Ve benden notlar:
Kalabalık caddeler, avmler, sinemalar, pazarlar... İnsanlara, kalabalık yerlere dayanamayan, onları kınayan flaneur olamaz, her yer onun evi, o her köşede evindeki yalnızlıkta, huzurlu, öyle soyut ki, öyle iki göz ki, öyle yok ki... İşte bu şekilde flaneur kendini var ediyor.
Flaneur: Kent gezgini
Ve son söz "ben bir başkasıdır" A. Rimbaud
3/23/2015
Hiç Tanımadığın Öfkeli Bir Kadın Ve Sıvışıp Kaybolan Bir Alçak
Her şey akşamleyin odama kapanmamla başladı. Düşündüm bir günün geçmişini. Birden büyük bir gürültü koptu ve 'sakin ol güzelim, sakin olalım biraz, acılarım korkunç olmasa da kimsenin suçu yok bunda, yazgı bu, benim minik zarlarımın oyunu bu, içlenme lütfen' bu sözlerimi kucakladım. Nereden başlayayım güne, öğlen... Pazar işte. İnsanlar pazarları geç kalkar.
Günün öznesine bir bakalım, pazar günündeki bana. Genç bir kadının hiç çocuğu olamayacağını öğrendiği an kadar karanlık monitörüm. Ne yazık diyemeyeceğim, bilirsiniz bir tuşa dokunuşla bilgisayar açılır ve tüm o karanlık ışıkla dolar. Önce mailler, sonra faceler ve de tweetler...
'Tanrı, yazımı okumanız için karşınıza çıkardığı için mutluyum' ne de olsa geçmişten bahsediyoruz. Artık kimsenin bir daha bulunamayacağı geçmişten.
Şu face denen yaratıktan kim bir ısırık almamıştır. Bir baktım, sıvışıp kaybolan alçak acıklı sözleri beğenmiş. Ben iyi bir kadınım, bir süre o sözlere eşlik ettim tabii. Ağlıyordu cümleler yazgısına. Ne olur beni bağışlayın. İnsan bazen içindeki insanı öldürmeli, çalışmamalı buna, ölüyormuş gibi yapmamalı başkalarına pozlar vererek, birinci sınıf oyunculuklar sergileyerek, olmadığı bir şeyi olmuş gibi veya olduğu şeyi inkar ederek. Kafam bu düşüncelerle dolup taşmıştı. Ve o kızgınlıktan çekip aldım elimi. Bu sözleri yazarken elimi sevgilime uzatmıştım da. Alçak! Bu yorumlar biraz olsun beni rahatlattı. Günlerce hayır diyen kadının, o zamanlar tabii kadın öfkesizdi, şirin ve neşeliydi, bin kez hayır olmaz dedi o adama tatlı tatlı. Bir gün zorla koynuna alıverdi haydut. Gördünüz ya alçak işte, kibar, ince ruhlu ve aşık olunca gözü dönen alçak. Bizzat kendim incelediğim için şu insanoğlunu, içlerinden pek nadir olarak arzularına diz çöktüren çıkmıştır. Mezarında rahat uyumasın, her kim bana gözyaşı döktürmüşse zamanın birinde. Bu yazgı, arzuların bedeli.
Günün geçmişini yazalım, güzel bir tost yiyerek. Ve yanında muzlu kek. Şu sıralar yemekle uğraşmak beni keyiflendiriyor. Muzlu kek de o keyiflenmenin eserlerinden biri. Ortası pişmemiş olsa da, kenarları gayet lezzetli. Hiç olmazsa yanık değil.
Çocukluğunuzdan beri sevdiğiniz bazı insanlar vardır ya; işte Jean Jacques Rousseau benim için onlardan biridir. Ünlü Sade bir yazısında onun bir eserinden bahsetmişti, aklıma takılmıştı, araştırdım bu gün. Julie'ye Mektuplar, yayınlandığı zaman bestseller olmuş bir roman. Ve sonra Rousseau'nun şu sözleri karşıma çıktı. İşte yeryüzünde yalnızım; kendimle başbaşayım; artık ne kardeşim var, ne bir benzerim, ne dostum ne de ait olduğum bir toplum. İnsanların en şefkatlisi, en cana yakını, bu insanlar arasından söz birliği ile dışlandı. Bunlar, olanca kinleriyle hassas ruhuma hangi azabın daha çok dokunabileceğini araştırıp beni kendilerine bağlayan bağları kesip attılar. Onları istemedikleri halde sevebilecektim. Sevgimden ancak insan olmaktan çıkma yoluyla kurtuldular... Günün özetini üç yüzyıl önce, çocukluğumdan beri tanıdığım aile yadigarı bu adam söyleyivermişti. Belki de bu cümleleri üç yüzyıl önce benim için yazmıştır, tam bu gün okumam için. Beni hafife almayın, ben Normandiyalı değilim ama olmak isterdim. Kim istemez ki çok şirin bir yer, Monet'nin çocukluğu da orada geçmiş mesela. Ne demiştim, yoo Rousseau demişti. Onun aradığım kitabının adı Julie'ye Mektuplar, çevirsem mi diye düşündüm bir ara. Türkçesi yoktu. İngilizce çevirisinden bir şiir, o kadar güzel ki şiircik.
Çevirirsek şuracıkta şöyle:
Ve aşk yapmış seni benim farkımda
Sen örttün sarı saçlarını
Ve tuttun tatlı gözlerini kendine
Şiir çevirmek ne ter döktürür adama, ama çok da güzeldir, uzun zamandan beri çevirmemiştim. Benim için bir zevkti.
Hiç tanımadığın öfkeli kadın bir gününü yazmaya devam ediyor. Şöyle bir teori ortaya attım. Çiğbörek. Hem de pazılı. Olur mu olmaz mı? Oldu. Bendeki teoriler her zaman hayata geçer. Teorileri çok severim. Ve hayatı da.
Bir kadının çocuğu olacağını öğrendiği an kadar mutluyum bu gün. Ya o yumurtalar çatlamasaydı. Bilimkurgu romanı yazma fikri düştü aklıma. Dünyada hızla yayılan ve sadece kadınlarda görülen bir tür kısırlık hastalığı. Nedeni yok, bulaşıcı değil, yazgısal. Tek çıkış yolu klonlama. Bir kadında rahim olduğu sürece sorun yok, kendisine ait olmayan yumurtanın anneliğini yapabilir. İnsanlık kurtulur merak etmeyin.
Ve gece menüsü muz ve tahin pekmez. Bu enfes oluyor, hem çok sağlıklı. Çiçekli de süperdir. Ve en son olarak salep, kış gecelerinin öfke yumuşatanı. Bu sözü boşa söylemiyorum. Alçak adam en son bana canım salep istiyor demişti. Her şey bir şeylerle ilişkilidir hayatta, birazcık felsefe yaparsak.
Yoruldum. İster buna önsezi deyin ister rehavet veya uyku saati. Uzun zamandır yazmamıştım bir şeyler. Bütün gün ne yaptın derseniz, evet yazdım. Ama bu yazmak daha başka. Yaratıcı yazılar. Son yıllarda daha çok sünger kıvamındayım, emici, filmler, dersler... Aman ne iyiymiş öğrenci olmak, dirisi anlatsın ölüsü dinlesin ve öğren bol bol, lüks... Yazmak patron olmak gibi, harflerden sorumlusun, işinin başındasın. Kendinin tepesine tünemişsin tüm dünyayı oradan kolaçan ediyorsun. Aklımdan büsbütün silinmiş de değil. Alçak! Çok güldürüyor bu beni. Ah şu beni baştan çıkartanlar. Osmanlı padişahları gibi sizi dizeceğim, aşk ağacıma. Tek tek yüzyıl yüzyıl isyanlar, tahttan inişler, cumhuriyet ve finiş.
Bir günün daha sonuna geldik.
Benden size aşkın açıklaması: Sonsuzluğu tehlikeye sokmak
Ve not: Bir köy evi. Çünkü inancıma göre biz kentli soysuzlar kötülerin elinden beslendiğimiz için çürük domatesler gibi patlayacağız günün birinde ve geriye sadece köylüler kalacak. Sağlıklı ve kırmızı yanaklı köylü çocukları, dünya onlara emanet edildi tanrı tarafından kanımca. Ve bir köy evi baktım bu gün, yollar yollara karıştı, düşünceler düşüncelere...
Ve Normandiya sen çok güzel bir yersin, duygularımı açıkça, korkmadan ifade ediyorum. Benimle evlenir misin? Ev işte! Her evette bir ev vardır.
7/03/2014
Kafka'nın Köpekleri
Önemli şeyler söylemek isteyen adamlar ve kadınlar... Ne kadar utanıyordu yazdıklarından bir bilsen, kimse okumayacaktı aklından geçenleri, istediği gibi sansürsüz yazabilirdi, kendini bir böcek gibi ezebilir, yalnızlığa, ölüme terk edebilirdi. İşte dürüstlük buradan geliyordu. Sözleri büyüktü, o değildi. Kafka'yı Kafka yapan kendisi değildi, onun köpekleriydi. Ve bir yazarı yazar yapan onun köpekleridir. Okur dostları. Karşılıksız sevgi. Çıkarsız ilişki. Ve bizim tüketim çağımızda yazarların çoğu köpek gibi havlıyor. Bir avcı gibi oltasına kelimeleri yerleştiriyor, satmak istiyor, binlerce binlerce... Yazdıkları bir ışık çakmasından ibaret, kendi cürümleri kadar ateş parçası. Delik değişik bir edebiyat yolu. Kim ne yaparsa yapsın son sözü köpekler söyler. Kitapsız bir adamın sözü, üzerinden yüzlerce yıl geçtiği halde dün söylenmiş gibi bilinir. Değerli olan sözdür. Her devir ve her devrin insanı sözü kendine saklar. Kendine saklarken ona ait olmayanı, ne ulu bir köpekliktir bu. İri bir kemik gibi yerin altına gömerler kitapları, sonra eşeleyip çıkartırlar, okurlar okuturlar.
6/22/2013
Aşkım
Sarılmışım göl yeşilinin dalgaları gibi sana dalga dalga/
O göl, savaş tanrısının yanında büyümüş/
Sen seninle senleşirken bir başkasıyla bütünleşivermişsin/
göle düşen her yağmur damlası gibi/
O dalgalar, o küçükten büyüye uzanan dalgalar, içinin, ruhunun yansıması olmuş/
Mayalanmış bir gölden daha kutsal ne vardır/
Orada, oracıkta Apollon'un kehanetlerini işiten, güneşle açan tomurcuklar/
Senden sana daha yakın biri,
eğilip tüm geçmişini kökleyen/
Ellerinden, toprakla çiftleşen,
O çamur parçasında kendi nefesini insanlaştıran/
Körlerin görmesini, sağırların duymasını, kötülerin sevmesini/
Sevişe sevişe çoğalan,
Doğ'asında doğmak olan/
Senden sana daha yakın biri eğilip, ki eğilmek önemlidir, işte bunun farkında olan,
senin tüm geleceğini dölleyebilir/
Zamansızlığın sonsuzluğa eşit olduğunu anladığında
karşılaştık seninle yeniden eskisinden/
Gözlerin... anımsadımsa anladım/
oracıkta
sen/
oracıkta
ben/
ışığın kırılması renktir
insanın kırılması felç/
tüm kırılmalar renktir/
Sana senden daha yakın biri
tüm masalları yazan,
tüm aşkları onaylayan,
tüm renkleri veren/
karanlığa gel, kendini göreceksin,
ışığa gel, nefsini yeneceksin.
Aşkım.
Ne olduğunu biliyorsan
kim olduğundan şüphe etmezsin.
Aşkım//
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





